Sims-mülasyon.

Bu bloga yazmaya başlamadan önce aklımdan birçok konu geçiyordu. Biraz da bu nedenle artık doğru zaman olduğunu düşünüp yazmaya başlamıştım. Fakat aklımdaki başlıkları kenara not almayı akıl edemediğim için şu anda bir toplantının ya da mülakatın en önemli yerinde gak guk’layan bir insandan farkım yok. Şu “yazıp yazıp silme” batağına öyle bir düştüm ki, en sonunda tamamen koyverdim. Ne olacaksa olsun diyerek, müsadenizle başlıyorum.

(Bu noktada 2-3 dakikalık bir ara verdim, düşünmek için.)

Her neyse.

(Nemden duruyor bazen.)

Sizlere meşhur (ve efsane) Sims oyununda kurduğum hayatın beklemediğim anda nasıl gerçek olduğunu anlatayım en iyisi, bir yazı dizisi şeklinde. Bu kült bir bilgisayar oyunudur.

Oynamamış olabilirsiniz ancak eş dosttan ya da çoluk çocuktan (daha olası) duymuş olduğunuzu varsayıyorum. Yine de kısaca özetlemek gerekirse; bu oyunda bir şehir yaratabiliyor, karakterler oluşturabiliyor, Maison Française’ye taş çıkartacak evler dekore edebiliyor ve oluşturduğunuz karakterlerin (insan bunlar) yaşamlarını yöneterek simülasyonun program bilgisi olmadan gerçek anlamda “dibine vurabiliyorsunuz”.

Çok sık duyulan birşeydir ki, bu oyunu oynayan ben ve benim gibi nice cani insan, oluşturduğu karakterleri evlerinin önündeki havuza atıp çıkamamalarını sağlamak suretiyle öldürmüş, kimi zaman kavgaya karıştırmış, kimi zaman da aç ve susuz bırakarak yaradana (bu durumda bu sizsiniz çünkü size bakarak konuşuyor) yalvartmıştır. Adeta bir Guetamala hapishanesi deneyi. Ancak bunların yanı sıra, karakterlerinize (esasen bunlara Sims deniyor) gözünüz gibi de bakabilir, “para” şifresiyle onları saraylarda ya da daha modern haliyle penthouse’larda yaşatabilir, işli barklı ve evli çocuklu hale getirip bu gelişmeler karşısında gurur duyabilirsiniz.

Demin bahsettiğim dekorasyon boyutu ise, iç mimari konusunda sınırları zorlamanızı sağlayabilir, ki bu oyunu oynayan hemen herkes muhtemelen bir dönem bu işlerde ne kadar iyi olduğunu düşünmüştür.

İşte benim de oyuna bakış açım bu şekilde idi. Sims’in son oynadığım versiyonları (Sims 1,2 ve 3) sayesinde hayalimdeki şehri yaratıyor, sonra ismi Elifnaz olan karakteri oluşturuyor, onu işe güce yerleştiriyor ve adeta besleyip büyütüyordum.

Oyunun üçüncü versiyonunda kurduğum yaşamda ana hatlarıyla aşağıdaki özellikler göze çarpıyordu:

  • Global bir şehir. Her yerin ismi İngilicce, insanlar da dünyanın dört bir yanından.
  • Şehir illa ki deniz ya da göl kenarında. Zira Ankaralı’yım, su görmek bizler için nimet. O nedenle bu nokta önemliydi.
  • Şehrin bir kısmında kocaman gökdelenler var, orada hem yaşanıyor hem de iş merkezleri bulunuyor. Gökdelenlerin tepesinde barlar clublar.
  • Başka bir kısmında villalar var, apartman zulalarının olduğu semt ile birbirine biraz uzak.
    (Not: Toki’ye benzer konutlar dahi vardı, maksat çok fazla Sims yerleştirip şehri canlı hale getirmek.)
  • Birkaç kısım da farklı konseptlere ayrılmış. Mesela İngiliz tarzı minik evlerden oluşan bir semt var, bir de daha minimal tasarımlı binaların olduğu bir galeri/müze semti. Ve benzeri.
  • Çoluk çocuk eğlensin, aileler keyiflensin düşüncesiyle oluşturulmuş parklar.
  • Her köşe başında metro durağı. Simsler kullanmasa da olur, maksat şehirde harika bir ulaşım ağı var dedirtmek.
  • Film seti olarak kullanılan büyük bir yapı.
  • Ufak tefek oteller.
  • Küçük plajlar.
  • Şehir kütüphanesi.

Ve daha nice detaylar. Şimdi diyeceksiniz ki burası İstanbul mu?


Hayır!


Muazzam detaylara zamanla ineceğim, bekleyin.


Ben bu oyunu oynadım da oynadım. Yıllarca, bir versiyonun yerini daha gelişmişine bırakmış olmasına sevine sevine, gözlerim bilgisayar ekranının ışığından ötürü mahvolup dile gelene kadar oynadım.
Asya’da bilgisayar başında ölenlerden farkım kalmayacak raddeye gelene kadar oynadım.
En son geldiğim noktada, demin bahsetiğim tarzdaki şehri yaratmış, Elifnaz’a rutin ama bol aktiviteli bir yaşam kurmuştum. Hatta oyun süremi dört saat olarak belirliyordum, bu sayede gerçek hayattaki hayati fonksiyonlarımı kaybetmeyerek simülasyon olan ben’e aktarıyordum.

Derken,

Bir zaman geldi ve kendimi bu oyunun birebir gerçekleşmiş halinde buluverdim!

“Sims-mülasyon” başlıklı dev olmayan yazı dizisinin ikinci kısmından itibaren sizlere Sims 3 oyunundan fırlamış bir ülkeyi ve yaşamımı aktaracağım.

Oyunu bilmeyenler için yine de ilginç olacağını düşünüyorum bu yazı dizisinin.

Bilenlere ise, “simulasyonda her şey daha güzel!” demek istiyor, şimdilik noktalıyorum.

Kafanızın üzerinde (+) işaretinin bol olduğu bir gün dilerim.

Takipte kalın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: