Hareketsizlik.

Uzun bir yola çıkmışım. Arabada veya otobüste olduğumu varsayıyorum. Tren de olur. Ama uçak olmaz çünkü konsepte uymuyor. Zira cam kenarından ağaçları, yolları, bazen de insanları izleyebiliyor olmam lazım.

Ben otobüs diyeceğim şimdilik.

Bulunduğum şehirden başka bir uzak şehre, hiç gitmediğim bir yere seyahat ediyorum. Yani geride bilinen bir mekan bırakmışım, bambaşka bir mecraya doğru yol alıyorum.

Uzun yolculuklarda genelde odaklandığımız şey bazen arkada bıraktıklarımız bazen de varacağımız yer olur ya hani, bu defa öyle değil. Doğrudan yolun kendisine, seyahat denilen aktiviteye odaklanıyorum.

Cama yasladığım kafamın içinden neler geçiyor? Geçmişi ve sonrayı düşüne düşüne bir yandan da şu anı yaşıyorum. Bir düşünceden diğer düşünceye geçiyorum.

Dışarda manzaralar. Yollar dümdüz devam ediyor, ağaçlar bazen çok bazen az, insanlar tek tük, evler, binalar. Sonra da tenha yerler, belki bir fabrika, belki yıkık dökük birkaç bina. Sonra biraz daha yeşillik.

Kulağımda kulaklık. Müzik çok güzel. Moduma uygun birşeyler seçiyorum. Bazen hareketli bazen sakin şeyler çalıyor. Sıkıldım mı, film izleyeyim biraz.

Elimde telefonum. Sevdiklerimle haberleşiyorum. Seyahat nasıl mı geçiyor, güzel. Son haberler neymiş, kısaca bir göz atmalı. Kimler fotoğraf paylaşmış, beğenelim.

Ve muavin geldi servis için. Ee otobüs dedik. Kahve alıyorum, yolda güzel gider. Tuvalet ihtiyacı mı, sorun değil mola verilecek nasıl olsa.

Ve devam. Ağaçlar, yollar, insanlar, yıkıntı döküntü, biraz tenhalık, sonra yine biraz yeşillik.

Bütün bu devinim esnasında durağan kalan tek kişi benim.

Dışarda görüntüler, ekranda filmler, kulaklıkta müzikler, telefonda dedikodular değişirken, ben o cam kenarındaki ‘seyahat eden’ kişiyim.

Hareketsiz ama her şeyden haberdar, gözlemliyorum olan biteni. O koltukta bulunmak durumundayım, çünkü biletler alınmış, araca binilmiş, seyahate çoktan çıkılmış!

Kimbilir neler bekliyor beni o otobüsten inip ulaşacağım şehirde ama önce bu zorunlu hareketsizlik evresini tamamlamam lazım.

Kendim de değişiyorum aslında manzaralar gibi ama farkında değilim, çünkü uzun yoldayım. Uzun yol insana değişik bir hissiyat veriyor. Başlangıcı düşünmeyi bıraktım, varacağım destinasyonu da düşünmek için uygun bir zaman değil, zaten daha mola yerleri var. Bitmedi yani.

İşte tam olarak hissiyatım bu benim bir süredir. Bir süre diyorum ama bu aylar mı yıllar mı yoksa yalnızca günler mi, bundan emin değilim. En nihayetinde belli bir süreyi kapsıyor.

Yazım tarzından ötürü drama yapıyormuşum gibi gelebilir, aslında öyle değil.

Bana hareketsizlik gibi gelen ama esasen devinip giden bu halin en iyi tanımı bu olacaktı.

Sizin de, belli ölçülerde, ortak duygularınız olduğunu biliyorum.

Yollar değişiyorsa biz neden aynıyız. Eğer biz de değişiyorsak bunu ne zaman anlayacağız. Ve anladığımızda bizi ne bekliyor?

Bugün sorular bunlar.

Biraz kafa yormaya değer ama çok da abartmadan.

Varacağımız yerlerin tahminimizden de güzel ve olumlu olması dileğiyle.

Ama önce seyahatin kendisini anlamlandırmayı unutmayalım.

Sevgiler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: