Tahliye şov – 1

“Yaza yaza yaz geldi” diye başlayan bir mani vardır ya; ben bunu “yazmaya yazmaya pandemi bile biteyazdı” şeklinde bir güzel değiştirerek bloguma giriş yapıyorum izninizle. Ha, yazı yazmadığım bir yılı nasıl telafi edeceğimi düşündüm elbette.

Veee Macera dolu karantina ile karşınızdayım.

Alkışlar. Gülüşmeler. Chuckles.

Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz her tarafımız pandemi olduğu için bu konuyu uzatıp da burada tat kaçırmayacağım (Tat duyusunu çoktan kaybetmiş olanlar bunu beğendi). Sağlığınıza dikkat ediyor musunuz, etmiyor musunuz onu da bilemeyeceğim. Benim burada şu an bulunma amacım, covid’in beşiğinden, Asya’dan gelip; Aydın’da sonlanan karantina maceramı bu blogu okuyanlara anlatmaktır. Bunu yaparken yeri gelecek birilerini öveceğim, yeri gelecek yereceğim. En iyisi her şeyi akışına bırakalım diyorum ve başlıyorum.

Hikayenin bir başlangıcı var mutlaka ancak ben çok geriye gitmeden Nisan 2020’ye ışınlayayım sizi. Ufak bir özet olsun.

Singapur’dan kesin dönüş yapmak üzereydim. Aslında pandemi ortaya çıkmadan önce dönüş kararı vermiş, ufuklarda görünmeye başladığı sıralarda da 16 Nisan’a biletimi önceden almıştım. Sonrasında olaylar gelişti malumunuz. Benim de bu esnada biletim iptal oldu (buraları çok uzatmayalım) ve bir anda dımdızlak ortada kaldım. Bir anda ve bir müddet diyelim. Türkiye’ye nasıl ve ne zaman dönecektim, aylarca bekleyecek miydim? Sorularım bunlardı. Şans bu ya, çok geçmeden Elçilik’ten bir telefon aldım ve 24 Nisan’da tahliye uçuşu ayarlanma ihtimalinin olduğunu öğrendim. Yüksek bir ihtimal olduğu için de hazırlıklı olsam iyi olacaktı.

Nitekim planlanan tarihten üç gün önce tahliye uçuşunun kesinleştiği bilgisini aldım ve 24 Nisan’da, akşam saatlerinde, kimseyle yüz yüze vedalaşmadan, sokağa çıkma yasağının olduğu bir günde, sinsi ama mutlu bir şekilde havalimanına doğru yola çıktım.

O övülmelere doymayan Changi Airport ne haldeydi bir bilseniz. Bir terminalden diğerine trenle ulaştığınız, dergilere programlara defalarca konu olmuş koskoca Changi, o gün sadece bizi, yani tahliye edilecek Türkiye vatandaşlarını ağırlamaktaydı. Çok garip bir durum, düşünün. Milyonlarca insanın seyahat ettiği bir noktadasınız, oradan her gün insanlar koştura koştura geçiyor, sizse bilinmezliğin ve şaşkınlığın verdiği hissiyatla etrafa aptal gülücükler saçarak tahliye edilmeyi bekliyorsunuz. Dahası ülkenizde değilsiniz ama aynı dili konuştuğunuz bir grup insanla toplanmış birazdan vezne gibi bir yerden tahliye biletinizi alacaksınız… (Artık havalimanını nasıl kapattılarsa, bizim biletlerimizi de fiş gibi bir şeyin üzerine elle yazıp verdiler. ASEAN teknoloji hub’ı oldu mu sana Mogadişu vergi dairesi).

Bu andan itibaren bilhassa dallanıp budaklanıyor zaten macera.

Türkiye’ye dönecek herkes yavaş yavaş havalimanında toplanıyordu. Şöyle bir baktığımda fıkra gibiydik diyebilirim; aramızda öğrenciler, gezginler, çalışanlar, torununu görmeye gelmiş aileler vardı. Haberimizi kim yapacak diye düşünen olduysa kalbi temizdir, çünkü bir müddet sonra AA muhabiri de yanımızda belirdi. Kendisi Singapur’a kadar gelmiş, bizimle geri dönecekti. Dahası, Singapur Büyükelçimiz de oradaydı, güzel bir konuşma yapıp bizi uğurladı ancak ben komik şeyleri anlatmak istediğim için burayı uzatmayacağım. Gerçi durumun kendisi trajikomik. Neyse, uçağa binmeden önce bomboş havalimanında maskelerimizle toplu “mahsur kalanlar” temalı fotoğrafımızı çektirip bu komedyayı taçlandırmış bulunduk.

Bir yandan, onca yolu gelmeye zahmet etmeyen muhabir, aramızdan birileriyle röportaj yapmak niyetindeydi. Böyle şeyleri kaçırmayı hiç sevmediğimden ötürü hemen müdahil oldum tabii. Şaşkınlıktan mı, heyecandan mı bilmiyorum ancak öyle bir konuşmuşum ki, bence bolca “iyi vatandaş points” yazılmıştır haneme (Heh).

Bütün bunlar olurken, biz tahliyemizin Ankara’ya olacağını düşünüyorduk çünkü o şekilde bilgilendirilmiştik. Bu önemli bir detay zira havadayken nihai lokasyon önce İstanbul oldu, sonra İzmir, sonra yeniden Ankara, sonra İstanbul, bir ara tekrar İzmir derken biz de bir süre sonra ipin ucunu bıraktık ve “ineceğiz ya önemli olan o” kıvamına geldik. Lokasyonlar değişip dururken, bir yandan sohbet ediyorduk. Hatta sohbetin boyutlarını şöyle ifade edeyim: Hostes bir ara yanımıza gelip yerimize oturmamız gerektiğini, bizim için burada olduklarını ve mesafe kuralına da uymamız gerektiğini söyledi. Haklı, bir şey diyemem. Ama birisi perdeden ara sıra bakıp “Afet hoca geliyor, Afet hoca geliyor, hihihi” dese eğreti durmayacaktı diye düşünüyorum çünkü biz de tenefüste kaytaran çocuklara dönmüştük birbirimizi bulunca.

(Bakın biz sohbeti seven insanlarız ve bu çene düşüklüğümüz Singapur’da zorla sosyalleşmekten yorulduğumuza da işaret ediyor. Zaten uçakta bu konular açılınca ben hepten gaza gelmiştim, benim gibi düşünen insanlarla bir aradayım diye).

Derken çok geçmeden uçağımız iniş yaptı. Ama nereye? Malezya’ya. Orada mahsur kalanları da toplamak için. Mola vermeye tesislere giren otobüs gibi indik havalimanına. Kuala Lumpur’da da biraz Afyon Dinlenme Tesisleri havası yok değil hani. Biz o sırada uçakta bekledik ve gelen yolcuları da uçağın ön kısmına yerleştirdiler. Sonrasında tekrar havalandık ve bir sonraki istikametimizin ne olduğunu bilmeyerek, ama pek de oralı olmayarak, yavaş yavaş koltuklarımızda uyuyakaldık.

“Sevgili yolcularımız İzmir için alçalmaya başlıyoruz”

Ta taaa. İner ayak öğrenmiş olduk piyangodan çıkan şehri. Beni aldı bir sevinç; tabii ki Ankara’ya inmeyi tercih ederdim ancak karantinayı yurtlarda geçireceğim için ailemi, arkadaşlarımı göremeyecektim. Bu durumda eli yüzü düzgün bir şehre iniyor olmak güzeldi (şehir faşizmi yaptım biliyorum). Bir de artık dönmüşüm ülkeye, kafam rahatlamış. O noktadan sonra “ne olacaksa olsun” düşüncesiyle beraber keyiflendim. Ve indik.

Ama nasıl bir inmek. Bir kere her şey çok organize idi, şoka girdim. Bu noktaları anlatmam gerektiğini düşünüyorum çünkü bana buralardan çok soru geldi. Uçaktayken ismimiz tek tek okundu ve biz ona göre indik. İndiğimde bütün bavulların oraya getirildiğini ve düzgün şekilde dizildiğini gördüm. O sırada elime maske ve eldiven tutuşturuldu, bavulumu kendim orada bekleyen servislerden birine taşıdım ve yerime geçip oturdum. Herkes ikili koltukta tek kişi oturabilsin diye de bol bol servis zulalamışlardı havaalanına. Bu noktalar güven veriyordu tabii ama bir yandan çok sürreal idi her şey. Yerleşmeler bittikten sonra tın tın yola koyulduk ve o esnada öğrendik ki konaklayacağımız yer Aydın imiş.

Hepimiz birer battı balıktık, yan gidiyorduk ama bir o kadar da şanslıydık bence. Farklı tahliye ve karantina hikayeleri duyduğumda bunu anladım çünkü Aydın’daki iki haftalık yurt maceramın tadı kesinlikle damağımda kaldı. Diyeceksiniz ki manyak mısın, yok değilim. Ve neden değilim bunu yazının bir sonraki bölümünde anlatacağım 🙂

Kategoriler:Genel

1 reply »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s