Tahliye Şov -2

Tahliye şov serisine nihayet kaldığım yerden devam ediyorum. Bir önceki yazımda (https://gvzblog.com/2021/04/11/tahliye-sov-1/) Singapur’dan Türkiye’ye tahliye edilme sürecini yazmıştım, şimdi ise Aydın’daki iki haftalık karantina sürecimi anlatacağım. Toplanalım.

Aydın kimsenin aklında yoktu. Uçak İzmir’e iniş yaptığında da yoktu. Biraz piyango durumu söz konusu oldu çünkü bizi götürdükleri yurdun yeri çok güzeldi. Yeşillikler içinde bir yerdi (gübre kokuları doğallık katıyordu hehe). Tabii biz odalardan çıkamayacaktık ama pencere önünde nasıl keyif yaptığıma da sonra geleceğim.

Yurt odalarına yerleştirilmeden önce bir takım prosedürlere tabi tutulduk (ne kadar kasıntı bir cümle). Bense bu defa Aydın’ın yerel gazetelerine konuşmakla meşguldüm. Şöyle mutluyuz, böyle minnettarız… Singapur’da yıkayıp yağlamış; Aydın’da da cila çekiyordum (chuckles). Çünkü gerçekten mutluydum. Zaten kameralara konuşmayı severim, muhabirler de bulmuş bir tez canlı; herkes memnundu halinden daha ne olsun.

Kayıt kuyut fasılları bittikten sonra artık odalarımıza geçmeye hazırdık. Aklımdan geçen tek şey bavulları atıp biraz dinlenmekti. Minimum 13 saat uçup bir bilinmeze düştükten sonra ortaya çıkabilecek ruh haline göre yine de gayet sakindim, bakmayın siz. Her neyse, çıktık odalara. Havalimanında tanıştığım yaşı büyük iki teyzeden biriyle kapılarımız karşılıklıydı, diğeri biraz uzakta kalmıştı. Benim onlardan, onların benden güven alır gibi bir hali vardı. İlerleyen günlerde kettle alışverişi yapacaktık kendileriyle. 🙂

Odama yerleşirken kendimi otele gelmiş gibi hissettim. Kapıyı aç, bavulları koy, elini yüzünü yıka ve odadaki ıvır zıvırları keşfet. Bir de baktım ki manzaram çok güzel, camı da açtım ooh mis. Güzel konaklanır burada dedim o an. Bu arada mini bilgi olarak söyleyeyim, yurt odaları üç kişilikti ve tahliye olan herkes tek başına kaldı. Sadece çocuklu aileleri bir odaya aldılar. Üç yatak ve üç masa vardı odamda. Sıkıldıkça yer değiştirmelik… Eşyalarımı dolaba ve minik raflara yerleştirirken (nasıl da hızlı benimsedim odayı) kendimi otelde gibi hissetmemi haklı çıkaran bir şeyle karşılaştım. Şampuan, sabun, dezenfektan, diş fırçası ve benzeri gereçlerden oluşan bir set hazırlayıp masaya koymuşlar, yanına da bir not iliştirmişler. “Güle güle konaklayın” minvalinde bir şeyler yazmışlar. En altta da kantincinin adı ve numarası yazıyor; bir ihtiyacımız olursa onu arayacakmışız. Nasıl naif. Nasıl minnoş. Dedim seveceğim burayı.

Bendeki ilk izlenim güzel olunca aldı beni bir rahatlık. Ailemle, arkadaşlarımla konuşuyorum, fotoğraflar atıyorum. Camın önünde selfie çekiyorum filan. Bir şımardım. Sonra bir ara gözüme en aşağı 42 numara olması muhtemel tuvalet terliği ilişti. Herkese bir tane yeni terlik alıp koymuşlar, iyiymiş deyip ben de giydim.

O günden itibaren odada o terliklerle düzenli olarak volta atarken buldum kendimi.

Bir müddet sonra kapıları tek tek çalıp bilgilendirmeye başladılar. Hangi konuda kime danışmalıyız, ne sıklıkla yemek gelecek, doktor var mı… Acayip bir ilgi alaka. Tabii odalardan asla çıkamayacaktık. Yalnız o kapının ilk çalınışından itibaren asla bitmedi gelen giden. Böyle bir şey olamaz. Buraya özellikle değinmek istiyorum. O günden itibaren ne zaman uyuklayacak olsam, güm güm kapı çalınıyordu. Sabah biraz geç uyanayım diyorum, kapı. Yemeğimi yedim şimdi etraf sakinken biraz kitap okuyayım, kapı. Telefondayım, kapı. Elimi yıkıyorum, kapı. Bir noktadan sonra duşa giriş saatlerimi ayarlamak zorunda kaldım çünkü öyle ısrarlı çalıyorlardı ki, herhalde odada covid’den düşüp bayılırsın diye işi şansa bırakmak istemiyorlardı. Burada biraz şikayet ediyor gibi oldum ama işin aslı öyle de değil. Çünkü her kapı çalınışında güzel bir şey oluyordu. Ya yemek geliyor, ya doktor geliyor, ya temizlik görevlisi geliyor (malzemeyi bırakıp kaçıyor, herkes kendi odasının temizliğinden sorumlu) ya kantinci geliyor, ya diyetisyen geliyor (evet) ya da karşı odadaki teyze tıklatıp odasına kaçıyordu. Bu kapı çalan herkesin de ayrı bir görevi vardı. Kimse kimseyle aynı işi yapmıyordu. İnanılmaz bir organizasyon. Her ne kadar uykularımdan olsam da kapının sürekli çalınmasına çok alışmış olacağım ki, yemeksepeti’nden tahinli pide söyleyerek, kapımı çalmayan son Mohikan’ı da furyaya dahil etmiş oldum (yurt görevlisi). Bu bahsettiğim furyanın en etkileyici kısmı ise şu şekilde oldu: Bir gün akşamüstü saatlerinde kapıma güm güm vuruldu, bu sefer kim geldi diye açtım baktım kimse yok. Sonra gözümü kapının hemen yanındaki sandalyeye çevirdim, bir de ne göreyim? Baklava!

Ona küçük sürprizler yapın.

Az önceki paragrafı okurken “yemeksepeti’nden tahinli pide söylemek nedir?” dediğinizi duyar gibi oldum. Gibi değil, duydum. Açıklayabilirim. Aydın’ın tahinli pidesi çok övülen bir şeymiş, bilmiyordum. Neyse haberdar oldum. Onu Aydın’da yemezsen başka yerde yemeyeceksinmiş. Zaten iyice şımarmışım, bana çok iyi bakıyorlar, biraz da kendi kendimi şımartayım diyerek karşı komşum teyzeyle kendime pide söyledim. Offf nasıl leziz. Üstüne ceviz de koymuşlar. Kendimden geçtim. Hatta fazla geldi, kalanı çöpe atmaya kıyamayınca ufak çaplı bir kepazelik yaşadım. Ben bu kalan pideyi (hiç dokunmamıştım, gayet temiz idi) kime satarım diye düşünürken dışardan ayak sesleri duydum. Kapıyı açıp baktım, birisi diğer tarafa doğru ilerliyordu. Ben de o kişiyi yurt görevlisi sanıp pusuya yattım. Kapımı da çok hafif araladım ki adam benim olduğum tarafa doğru geri geldiğinde çıkıp eline pideyi tutuşturayım. Kurduğum pusu başarılıydı, ayak sesleri benim tarafa geldiği anda kapıyı açtım ama sürpriiiz, doktorla karşılaştım. Bu sefer de mecbur kalıp açıklama yapmaya başladım. Aydın’ın tahinlisi pek güzelmiş de, meşhurmuş da, isterse bu kalan temiz kısmı yiyebilirmiş de. Adama dedim ki çöpe atmak yerine siz alın. Rezalet. Kendisi kibarca teşekkür ederek aldı kutuyu ama yüzündeki şok ifadesini hala hatırlıyorum. Benim potansiyel covidli pide de tabii ki çöpe gitmiştir. Bari yeseydim.

Gel gelelim, ilerleyen günlerde kendimi kah toplama kampında, kah Muzaffer Kuşhan kampında gibi hissetmeye başladım. Toplama kampı, çünkü yemek geldiğinde kapıya öyle bir vuruyorlar ki, bir an önce açmak zorundasın. İyilik yapılıyor ama iyiliği yapış şekli ürkütücü. Sürekli dangır dungur bir hal var. Hengamenin sonunda rahatlıyorsun ama mesela ekmek almadım diye kızdılar bana. 🙂 Muzaffer Kuşhan kampı, çünkü az tuzlu ve ideal porsiyonlarda harika yemekler yedik. Ara öğünler, meyveler, sütlü tatlılar… Gayet planlı olduğunu düşünüyorum. Bir de ben spor yapıyordum odada. Sağlıksız şeyler yemeyip, hem dinlenip, hem spor yapıp, üstüne bir de Aydın’ın güzel havasının keyfini odayı sık sık havalandırarak sürdüğüm temiz bir karantina süreci yaşadım. Yüzüme renk mi geldi nedir, beni görüntülü arayan herkes duruma şaşırıyordu. Şöyle bir algı vardı: sen tatilde değil karantinadasın, kendine gel. Halbuki öyle bir kendimdeydim ki.

Bütün bunların dışında yüz güldüren birkaç şey daha oldu. Herkese kitap dağıttılar, Silahlara Veda’yı. Bu çok güzel bir sürpriz oldu. Sonra da günlük gibi bir defter dağıttılar, anılarınızı yazın toplayacağız dediler. Amaç yurtta kalan gençlere okutmakmış. Bir de üstüne arkadaşımın asker eşi tesadüfen bizim yurtta nöbetçi imiş, kendisiyle camı açıp sohbet etme şansım oldu. Gerçi o an biraz içler acısıydı durumum; covid’in ilk dönemlerinde karantinada kalırken pencerelerden el sallayan yaşlı amcalar teyzeler gibi olmuştum.

Unuttuğum şeyler var kesin… Biraz düşüneyim. Aaa hatırladım, odalarda wifi vardı. Buna ne demeli?

Uzun lafı kısası, ben karantinada kaldığım süre boyunca kitaba, filme, yemeye, çaya, kahveye hatta voltaya doydum. Odadan hiç çıkamamış olmak ilginç bir şekilde canımı sıkmadı. İki yıllık yurtdışı maceramın ardından kısa bir dinlenme molası gibiydi. Bildiğim kadarıyla aramızdan bir covid vakası da çıkmadı. “Olaysız dağıldık”, dedikleri…

Bu süreçte herkes bizim kadar şanslı değildi elbette.

Kategoriler:Genel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s